أنقرة (زمان التركية)- تشهد الأسواق التركية حالة من الارتباك مع اقتراب شهر رمضان المبارك، حيث عاد ملف أسعار اللحوم الحمراء ليتصدر الأجندة الاقتصادية.
وتكشف البيانات الرسمية عن أرقام صادمة؛ فبينما كان الحد الأدنى للأجور في عام 2021 يكفي لشراء 73 كيلوجرام من لحم البقر، تراجعت هذه القدرة الشرائية لتصل إلى 48 كيلوجرام فقط بحلول عام 2026، مما يعكس زيادة هائلة في الأسعار بلغت نحو 15 ضعفاً خلال خمس سنوات فقط.
ووفقاً لبيانات المجلس الوطني للحوم الحمراء الصادرة في فبراير 2026، بلغ متوسط سعر الكيلوجرام الواحد من ذبائح الأبقار (بالجملة) نحو 584 ليرة، بينما سجلت لحوم الأغنام 565 ليرة.
وبالنظر إلى الوراء، نجد أن سعر لحم البقر كان في عام 2021 لا يتجاوز 38.65 ليرة، مما يوضح حجم القفزة السعرية التي طالت المنتج والمستهلك على حد سواء، مع ملاحظة أن أسعار البيع بالتجزئة في المحلات التجارية تزيد عن هذه الأرقام بشكل ملحوظ.
ويرى باكي رمزي سويجمز، رئيس مجلس إدارة غرفة المهندسين الزراعيين (TMMOB)، أن الأزمة ترتكز على ثلاثة أسباب جوهرية: فشل حل أزمة التكاليف المرتفعة التي باتت هيكلية، وتخلي صغار وموسطي المنتجين عن الإنتاج بسبب السياسات الزراعية الخاطئة، والاعتماد المزمن على الاستيراد الذي لم يعد حلاً جذرياً.
وأضاف سويجمز أن قطاع اللحوم بات محصوراً في يد شركات كبرى تتحكم في الأسعار، فضلاً عن الآثار السلبية لمرض الحمى القلاعية التي ظهرت العام الماضي وتلقي بظلالها على المعروض الحالي.
ولا تقتصر زيادة الأسعار على الداخل التركي فحسب، إذ تشير التقارير الدولية إلى تراجع محدود في إنتاج الأبقار عالمياً مقابل طلب مرتفع على الاستيراد وأزمات جيوسياسية وأمراض حيوانية، مما رفع الأسعار العالمية إلى مستويات قياسية.
ومع ذلك، يشدد الخبراء على أن السياسات المحلية فاقمت الوضع؛ حيث تراجعت كميات الإنتاج في تركيا بنسبة 11.7% في عام 2024، وهو تراجع يصفه سويجمز بأنه “دائم” وليس مؤقتاً نتيجة استمرار السياسات غير المشجعة للمربي المحلي
وتُعد الأعلاف حجر الزاوية في تكلفة الإنتاج، حيث تمثل ما بين 60% إلى 70% من إجمالي المصاريف.
ومع ارتباط مدخلات الأعلاف بالاستيراد والعملة الصعبة، شهدت أسعارها ارتفاعات قياسية بلغت ذروتها في عام 2022 بنسبة 117%.
وفي ظل هذا الضغط، يرى الخبراء أن الاستمرار في استيراد الحيوانات الحية واللحوم منذ عام 2010 لم يفلح في خفض الأسعار، بل ألحق الضرر بالإنتاج المحلي وجعل السوق رهينة للتقلبات الخارجية
تضع الأرقام الصادرة عن منظمة التعاون الاقتصادي والتنمية (OECD) لعام 2025 تركيا في مرتبة متأخرة من حيث إجمالي استهلاك الفرد للحوم، حيث يبلغ متوسط استهلاك الفرد التركي نحو 16.75 كيلوغراماً سنوياً، بينما يتجاوز المتوسط في دول المنظمة وأوروبا حاجز الـ 34 كيلوغراماً.
هذا الفارق الشاسع يبرز حجم الفجوة في الوصول إلى البروتين الحيواني، وهي فجوة تتعمق مع كل زيادة جديدة في الأسعار.
ومع اقتراب الموسم الرمضاني، يتوقع الخبراء موجة غلاء جديدة نتيجة التضخم المرتفع، وضعف القوة الشرائية، وبنية سلاسل التوريد التي تميل للاحتكار.
ويؤكد سويجمز أن الحل لا يكمن في الاستيراد، بل في خفض تكاليف الإنتاج، ودعم المربين، وحماية المراعي، وتحسين القوة الشرائية للمواطنين لضمان وصول اللحوم إلى مائدة الطبقات محدودة الدخل التي باتت هي الأكثر تضرراً.
Beş yılda 15 kat arttı: Et fiyatları neden yükseliyor?
Türkiye’de 2021’de asgari ücretle 73 kilo dana eti alınabilirken 2026’da bu miktar 48 kiloya geriledi. Fiyatlar beş yılda 15 kat arttı. Peki fiyatlar neden yükseliyor?
Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte gıda fiyatları yeniden gündemin üst sıralarına tırmanırken kırmızı et piyasasındaki hareketlilik dikkat çekiyor.
Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin 5 Şubat 2026 tarihli verilerine göre kombina ve kesimhanelerden alınan haftalık ortalama dana karkas kesim fiyatı yaklaşık 584,20 TL/kg, kuzu fiyatı 565,44 TL/kg seviyesinde.
Kurumun geçmiş verileri artışın hızını ortaya koyuyor. Dana etinin ortalama fiyatı 6 Şubat 2025’te 374,54 TL iken 4 Şubat 2021’de 38,65 TL düzeyindeydi. Kuzu etinde ise fiyatlar sırasıyla 423,05 TL ve 48,63 TL olarak gerçekleşti.
Bu tablo üretici fiyatlarında son bir yılda danada yüzde 56, kuzuda yüzde 34 artış yaşandığını gösteriyor. Son beş yılda ise dana karkas fiyatı yaklaşık 15 katına, kuzu fiyatı yaklaşık 12 katına çıkarak hayvansal ürünlerdeki sert maliyet ve fiyat artışını ortaya koyuyor.
Vatandaşın alım gücü düştü
Bu fiyatlara göre 2021’de asgari ücretle yaklaşık 73 kilo dana eti alınabilirken 2026’da bu miktar 48 kiloya geriledi. Aynı dönemde kuzu etinde de benzer bir tablo ortaya çıktı: 2021’de 58 kilo civarında olan alım gücü, 2026’da yaklaşık 50 kiloya düştü.
Ancak burada söz konusu olan rakamların üretici fiyatları olduğu, perakende satış fiyatlarının bu seviyelerin belirgin biçimde üzerinde seyrettiği de dikkate alındığında, tüketicinin karşı karşıya kaldığı gerçek maliyet daha da yüksek. Ücretler nominal olarak artmış olsa da et fiyatlarındaki çok daha hızlı yükseliş nedeniyle asgari ücretlinin kırmızı ete erişimi belirgin biçimde azaldı.
DW Türkçe’ye konuşan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez’e göre fiyat artışının temelinde üç ana neden bulunuyor:
Yapısal hale gelen yüksek maliyet krizinin çözülmemesi, özellikle küçük ve orta ölçekli süt ve et üreticisinin yanlış tarım politikası nedeniyle üretimden vazgeçmesi, arz açığının sürekli artmasına rağmen kalıcı çözüm olmayan yoğun ithalatın kalıcı duruma gelmesi.”
Suiçmez, kırmızı et sektörünün büyük işletmelerin eline geçtiğini, Rekabet Kurumu müdahalelerine rağmen büyük firmaların diledikleri zaman fiyatlarla oynayabildiğini belirtiyor. Geçen yıl yaşanan şap hastalığının olumsuz etkilerinin de bugün yaşanan sorunların bir diğer nedeni olduğunu ifade ediyor.
Küresel piyasadaki belirsizlik baskısı
Fiyatlardaki yükseliş yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin “2025 Yılının Kırmızı Et Sektörü Açısından Değerlendirme Raporu”, küresel ölçekte sığır eti üretiminde sınırlı düşüş yaşanırken küçükbaş üretimin yalnızca sınırlı ölçüde arttığını, buna karşılık küresel karkas fiyatlarının ciddi artışlarla tarihi zirvelere ulaştığını ortaya koyuyor.
Rapora göre bu artışın başlıca nedenleri sınırlı ihracat imkanları, güçlü ithalat talebi, hayvan hastalıkları ve jeopolitik belirsizlikler. Avrupa’da karkas sığır eti fiyatlarının bir yılda yüzde 25-30 artması küresel baskının boyutunu gösteren örneklerden biri. Suiçmez, küresel ölçekte yaşanan fiyat belirsizlikleri ortamında ithalat politikalarının kalıcı çözüm üretmeyeceğini söylüyor:
“Dünyada fiyat belirsizliklerinin yaşandığı bir ortamda, ithalat politikaları ile iç piyasadaki fiyatlar gerçekten dengelenemez.”
Türkiye’de et üretimi neden geriliyor?
TÜİK verilerine göre 2024’te toplam kırmızı et üretimi bir önceki yıla göre yüzde 11,7 azalarak 2 milyon 105 bin 895 tona düştü. Üretimdeki daralma, fiyat artışlarının yalnızca maliyet değil arz yönlü baskılarla da ilişkili olduğunu gösteriyor.
Suiçmez, üretimdeki düşüşün geçici olmadığını vurguluyor:
Üretimdeki düşüş uygulanan yanlış politikaların sürekliliği nedeniyle kalıcıdır.”
Suiçmez’e göre yerli üretimin desteklenmemesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin sistem dışına itilmesi ve hayvan varlığındaki azalış fiyatların kontrolünü zorlaştırıyor.
Maliyetler neden hızla yükseliyor?
Tarımsal üretimde maliyet baskısının temel göstergelerinden biri girdi fiyatları. TÜİK verilerine göre tarımsal girdiler 2021’de yaklaşık yüzde 46, 2022’de yüzde 103, 2023’te yüzde 41, 2024’te yüzde 33 arttı. Kasım 2025 itibarıyla yıllık artış yeniden hızlanarak yüzde 34,24’e çıktı. Yem fiyatları da benzer bir seyir izledi ve özellikle 2022’de yüzde 117,81 artışla rekor kırdı.
Suiçmez, yem maliyetlerinin toplam üretim giderlerinin yaklaşık yüzde 60-70’ini oluşturduğu bilgisini veriyor. Yem ham maddelerinin birçoğunun ithalata bağımlı olması nedeniyle yem maliyetlerinin sürekli arttığını ve bunun hayvancılık maliyetlerini önemli ölçüde artırdığını söylüyor.
TÜİK Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne dikkat çeken Suiçmez, Kasım 2025’te hayvancılık girdilerinden veteriner harcamalarının yüzde 65,48, hayvan yemi fiyatlarının ise yüzde 34,58 arttığını hatırlatıyor.
“Çiğ süt referans fiyatı ile karkas kesim fiyatı sürekli üretici aleyhine baskılanırken, yem ve diğer girdi maliyetlerindeki artış fiyatlara çok kısa sürede yansımaktadır” diyor.
Ulusal Kırmızı Et Konseyi raporu da üretim maliyetlerinin karkas satış fiyatlarına göre daha hızlı yükseldiğini vurguluyor.
Et ithal etmek çözüm mü?
Suiçmez, 2010 yılında başlayan ve kesintisiz 2026 yılında da devam eden canlı hayvan ve et ithalatına rağmen fiyatların düşmediğini belirtiyor. Sürekli ithalatın yerli üretime zarar verdiğini, ithalat bağımlılığı artarken azalan süt ve et hayvan varlığı nedeniyle fiyatların kontrol edilemediğini ifade ediyor:
“Ülkemizde sürekli artan et fiyatlarını düşürmek için çözüm, sürekli ithalat değildir.”
Suiçmez’e göre üretici ve tüketici boyutunda kalıcı çözüm, üretimi sürekli kılarak üreticinin kar etmesine ve yatırım yapmasına imkan sağlayacak bir yapının oluşturulmasından geçiyor.
Yem ve diğer girdiler dahil üretim maliyetlerinin düşürülmesi, desteklerin günün ekonomik koşullarına göre güncellenerek artırılması gerektiğine dikkat çeken Suiçmez, çözüm önerilerini çiğ süt referans fiyatı ile karkas kesim fiyatlarının üretici aleyhine baskılanmaması, yem bitkileri ekiliş alanlarının artırılması, mera varlığının korunması ve mera kalitesinin iyileştirilmesi, yerli üretimin artırılması ve geniş halk kesimlerinin alım gücünün yükseltilmesi diye sıralıyor.
Türkiye ne kadar kırmızı et tüketiyor?
OECD’nin 2025 verilerine göre Türkiye’de kişi başına dana eti tüketimi 11,95 kilogram, koyun eti tüketimi 4,80 kilogram düzeyinde. Domuz eti tüketimi ise sıfıra yakın görünüyor. Bu üç kalem birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de kişi başına toplam et tüketimi yaklaşık 16,75 kilogram seviyesinde bulunuyor.
Aynı yıl OECD ortalaması 34,80 kilogram, Avrupa ortalaması 34,72 kilogram. ABD’de kişi başına toplam et tüketimi 45,34 kilograma, İngiltere’de ise 28,06 kilograma ulaşıyor.
Dana tüketiminde tablo daha çarpıcı
OECD ortalamasında kişi başına dana eti tüketimi 13,43 kilogram. ABD’de bu miktar 23,24 kilogram, İngiltere’de 10,53 kilogram, Avrupa ortalamasında 8,82 kilogram düzeyinde. Türkiye’de ise 11,95 kilogram. Türkiye dana eti tüketiminde OECD ortalamasının altında kalırken koyun etinde ortalamanın üzerinde yer alıyor. Avrupa ve OECD ülkelerinde domuz tüketiminin yüksek olması nedeniyle toplam et tüketiminde Türkiye ile diğer ülkeler arasındaki fark açılıyor.
Bu tablo, Türkiye’de kişi başına et tüketiminin diğer ülkelere göre sınırlı kaldığını ve fiyat artışlarının erişilebilirlik sorununu derinleştirdiğini ortaya koyuyor.
Ramazan öncesi beklenti
Suiçmez, her yıl özellikle Ramazan ayı öncesinde et fiyatlarında artış yaşandığını belirtiyor. Yüksek enflasyon, düşük alım gücü, canlı hayvan arz açığı, ithalatın fiyatları düşürmemesi, tedarik zincirinin tekelci yapısı ve lojistik maliyetlerin yüksekliği nedeniyle bu yıl da fiyat artışı beklediğini söylüyor:
“Bu yıl da Ramazan ayı ve sonraki aylarda et fiyatlarında artış olacaktır.”
Türkiye’de kırmızı et fiyatları son beş yılda 15 kata yakın artarken et, özellikle dar gelirli kesimler için daha sınırlı bir tüketim kalemine dönüştü. Uzmanlara göre bu tablo yalnızca maliyet değil, aynı zamanda gelir ve tarım politikası sorunu.


















